14 Temmuz Cumartesi gunu Bruksel’den Paris’e geziye gittik. Yaklasik 100 Euro tutan gidis gelis parasi ile baya masrafli olan ulasimimiz hizli tren ile 1 saat 15 dakika kadar surunce verdigimiz paraya degdi acikcasi. Paris’te bir cok sehir gibi pekte hos sehir girisine sahip olmayan buyuk sehirlerdendi.
Paris Nord istasyonunun girisi tam bir varos sehrini animsatiyordu. Sagimizda solumuzda tam bir getto yasam tarzi vardi. Belkide cokca Turkler, Kuzey Afrikalilar ve ya dogu Asyalilar… Tren’den inip yonumuzu bulmaya geldiginde sira elimizdeki haritalarimizi cok iyi okuyup sehirdeki tarihi yerleri tek tek bulup gezmeye basladik. Ilk ziyaretimizi kuzey tarafindaki tarihi kiliseye gerceklestirdik. Gercekten’de baya bir tirmanmamiza degdi cunku tum Paris sehri ayaklarimizin altindaydi.
Sirasiyla tarihi mekanlari gezerken en cok dikkat ettigim konu gocmenlerdi. Inanilmaz derecede Afrika’li, Asya’li ve Turk gocmenler mevcuttu. Her yerde her noktada sanki sehri isgal etmis gibiydiler. Paris’te hava muthis sicakti, ayni Turkiye gibiydi. 14 temmuz ayrica milli bir bayram oldugu icin Paris ayri bir kalabalik ve cosku vardi. Gezilebilecek haritada yer birakmadik acikcasi.
Eyfel Kulesinde cok vakit kaybettik cunku bayram dolaysiyla bir cok yol kapaliydi ve polisler surekli yollari kapatarak gidilebilecek kestirme yollari kapatmislardi. Yolun devamindada bolca fotograflar cektik ve La Louvre muzesinde biraz dinlenme molasi verdik. La Louvre muzesi gercekten muthis kalabalikti cunku “DA VINCI’nin SIFRESI” filminin gectigi mekan baya turist toplamisti. Yaklasik 7 saat araliksiz Paris icerisinde tur attik ve donus trenimize yetisebilmek icin tekrar “GARE de NORD” istasyonuna geri donduk.
O kadar cok yer gezdik ki sehirde simdi tek tek yazmak baya zaman alacaktir. Paris gercekten gorulmeye deger harika bir sehir. Muthis bir turist potansiyeli var ve bahar mevsiminde bol para ile gitmekte yarar var.
