
Türkiye halkı 12 Eylül günü sabahı yeni bir anayasanın ön hazırlığı için sandık başına gidecek. Bu aralar ülke gündemi o kadar yoğun ki her yerde EVET ve HAYIR logolu parti propagandaları dönüp duruyor. Ülkenin dört bir yanında bir telaş hakim. Halkta bu gösterilere ev sohbetlerinde, kahve köşelerinde, sokaklarda, işyerlerinde kendi duydukları bildikleri kadarıyla katılıyor ve tartışıyorlar.
Türkiye’nin gerçektende bir anayasa değişikliğine ihtiyacı var mı yok mu tartışma konusu bile olamaz. Elbetteki dünya ile birlikte Türkiye’de değişiyor ve çağın gereksinimleri karşısında insanların kişisel hak ve özgürlükleri konusunda da hukuken değişime gitmek en doğru yol olarak görünüyor. Mitinglerde referandum ile ilgili bilgilendirme fazlada yok. Yine İktidar/ Muhalefet çatışması şeklinde gelişiyor olaylar. Tabiki halkta bu seçim havası gibi geçen ortamda partizan kimliğini ön plana çıkararak başkanı, vekili ne diyorsa onun dediğine inanmak zorunda kalıyor.
Türkiye’de geniş bir kitlenin sadece yüzeysel tartışmalarla oyunun rengini belli ettiği tartışmalarda biraz şu yeni anayasa hakkında bilgi sahibi olalım istedim.
Yeni anayasa ile 1982 anayasası arasında bizi yani avam tabakasını ilgilendiren ne gibi değişiklikler var? Açıkçası benim değişime giden maddeler arasında incelediklerimin bir çoğu beni kurtarmaktansa siyasi partileri kurtarmaya yönelik olmuş. Yani anayasanın yeni maddeleri tam bir siyaset-yargı üstünlüğüne dönüşmüş.
Öne çıkan başlıklardan birisi Memurlara toplu sözleşme hakkı. Bu iyi bir düzenleme tabi ki. Fakat ne kadar doyurucu bir hak orası da muamma. Kişisel hak ve özgürlükler de, insani haklar konusunda önemli bir adım atılmış ama bunlar da tabi ki sadece kanunlarda kalan tatbiki, uygulamaya geçirilmesi zor olan mevzular.
Anayasanın içerisinde ki en çok meclistekilerin kendilerini kurtarma planları dikkat çekici. Yeni anayasaya partileri daha ulaşılmaz yaparken hukukun üstünlüğünün meclise gelince sökmeyeceğinin yolunu açıyor gibi yeni anayasa.
Bir baksanıza 1982 Anayasasına göre
Bir siyasî partinin tüzügü ve programının 68 inci maddenin
dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde
temelli kapatma kararı verilir.
hükmü yerine
Siyasî partilerin kapatılması, Yargıtay Cumhuriyet Bassavcısının
talebi üzerine, Türkiye Büyük Millet Meclisinde grubu
bulunan her bir siyasî partinin beser üye ile temsil edildigi
ve Meclis Baskanının baskanlıgında olusturulacak
Komisyonun üye tam sayısının üçte iki çogunlugu ve gizli
oyla verecegi izin üzerine açılacak dava, Anayasa
Mahkemesince kesin olarak karara baglanır. Komisyonun bu
kararı, yargı denetimi dısındadır. Reddedilen izin
basvurusunda ileri sürülen sebepler, hiçbir sekilde yeni bir
basvuruya konu olamaz. Siyasî parti gruplarında ve Türkiye
Büyük Millet Meclisinde izin konusunda görüsme yapılamaz
ve karar alınamaz.
maddesi getirilmiş. Partilerin temelli olarak kapatılması maddesinin içeriği değiştirilmiş ve kapatmalar olabildiğince hukukun dışına itilmiş. 5 yıl olan siyasi yasaklılık 3 yıla kadar indirilmiş.
Yani maddeler daha detaylı incelendiğinde diğer partilerin bile iştahını kabartacak cinsten değişiklikler var yeni anayasımızda. Zaten halka zerre kadar verilen haklar meclis çalışmalarında ki genelgelerle tekrar ellerinden alınacağı aşikar. Ben bu anayasa değişikliğinden hiç bir şey anlamadım. 12 Eylül gününe kadarda daha detaylı inceleme fırsatları bulurum diye umut ediyorum.
Bu arada Anayasa değişiklik paketi hakkında eski ile yeni maddeler arasındaki değişiklikleri ve yenilikleri inceleyebileceğiniz dosyaya buradan ulaşabilirsiniz. Şimdi sohbete ara verip yeni anayasa için karar verme zamanı. birde aşağıdaki algoritmayı incelemenizdede yarar var. Statükocu yurttaşlarımız için seçim zamanı gelişecek olayların kısa bir özeti gibi sanki












