Bu hikayeyi çocukken filan dinlemişliğim yok. Baya baya koca adamken, üniversite yıllarında dinledim. Hikaye kendimce çok etkileyiciydi. Sanki hayat dersi niteliğindeydi. Aklıma geldikçe de birilerine anlatır dururum. Bunu internet ortamında hiç paylaşmamıştım. Bir de buradan paylaşayım. Hikayede canlı cansız o kadar karakter var ki tane tane anlatmakta fayda var.
Vakti zamanında adamın birisi taş ocağında çalışıyormuş. Görevi dağları taşları kırmak, taş taşımak. Hava o kadar sıcak ve adam öyle bir terlemiş ki artık bunalmış bu hayattan. Kendini yakıp kavuran sıcakta gökyüzüne bakmış ve tanrıya dua etmiş ” Tanrım ne olursun beni şu güneşe çevirde insanları sıcaktan yakıp kavurayım”. Tanrı kulunun isteğini geri çevirmemiş ve onu istediği gibi bir anda güneşe çevirmiş. Adam halinden mutlu bir şekilde insanları kavuracağı sırada önüne bir anda bulut çıkmış. Adam koskoca bulut kümesinin içinde kalakalmış bakmışki güneşten dahada kuvvetli bir bulut var.
Adam tekrar tanrıya yakarmaya başlamış “Tanrım beni güneş yaptın ama bu güneşten daha da kuvvetli bulut varmış beni ona çevirmeni diliyorum”. Tanrı kulunun bu isteğini de geri çevirmemiş. Onu hemen buluta çevirmiş. Adam bulut olup gökyüzünün semalarında güneşe karşı durmaya çalışırken bir anda başka bir güç çıkmış. O da ne bir anda adamcağız dağılıvermiş. Bakmış ki buluttan da kuvvetli bir güç var.
Adam duramamış ve yine başvuracağı tek makama tekrar başvurmuş. “Tanrım biliyorum çok oldum ama buluttan da güçlü bir şey geldi beni dağıttı ne olursun beni rüzgara çevir önüme ne kadar bulut çıkarsa dağıtayım demiş”. Esirgeyici ve bağışlayıcı olan Tanrı kulunun bu rızasını da yerine getirmiş. Adam bir anda rüzgar olmuş. Fırtınalar, kasırgalar adamın güç gösterisi olacakmış derken bir anda rüzgarın hızını bir şey kesmiş. Karşısına kocaman bir engel çıkmış ve adam ne olduğunu şaşırmış.
Adam bu şaşkınlık ve hayal kırıklığı ile yine merhametli tanrısının huzuruna çıkmış. “Tanrım Fırtınalar, kasırgalar, hortumlar çıkaran rüzgarın bile hızını kesebilen bu dünyada dağlar varmış ne olursun beni o dağlardan birisi yapıver”. Tanrı hangi isteyen kulunu geri çevirmiş ki. Kulunun bitmek bilmez isteklerini harfiyen yerine getiriyormuş. Adam artık kocaman bir dağ haline dönüşmüş. Heybetli sıra dağlar gibi önüne çıkan tüm rüzgarları kesip gücünü yeryüzüne ispatlamaya çalışırken o da nesi bir anda aşağıya doğru kaymaya ve kısalmaya başlamış. O şaşkınlıkla aşağı doğru eğilip bakarken bir de ne görsün! Dağın eteklerinde bir adam dağı taşı delip ekmeğini taştan çıkartıyormuş.
Bir anda küçük dilini yutmuş. Nasıl olurda güneşten, buluttan, rüzgardan, dağdan da kuvvetli bir şeyin varlığından bunca senedir haberi olmamış. Bunu tanrısına nasıl söyleyecek. “Beni yeniden ben yap” demek bu kadar kolay mı? Adam, tanrının karşısına utana sıkıla çıkmış ve “Ben benden daha güçlü bir şeyi ne yeryüzünde ne gökyüzünde gördüm. Hatamı gördüm ve senden af diliyorum. Beni yeniden ben yapmanı istiyorum.” diyerek tanrısına akılsızlığını ve mahcubiyetini utana sıkıla anlatmış. Tanrı kulunun hatasını anlamasına ve yine kendisi gibi olmasına ve göründüğü gibi yaşamak istemesine mutlu olmuş. Onu tekrardan eski haline getirmiş. Adam mutlulukla tanrısına şükredip aslında yaratılmışların içerisinde en şanslılardan birisi olduğunu fark ettirmesinden ötürü tanrısına daha da fazla bağlanmanın da mutluluğuyla akşam evinin yolunun tutmuş.
İşte hikayemiz bu kadar. İnsanoğlu içerisinde bulunduğu durumu iyi kavrayıp yaratınına bulunduğu durumun nimetini fazlasıyla şükrederek göstermeli. Atalarımızın bir sözü var “Ne oldum demiyeceksin, Ne olacağım diyeceksin”. İşte bu dünyada ne oldum delisi gibi ortalıkta dolaşıp bulunduğun konumun güzelliklerinden, yanlışlarından ders çıkarmazsan o dağdaki taş ocağındaki haline bile bir daha kavuşamayabilirsin.



















Son Yorumlar