
Acun Ilıcalı hatırladığım kadarıyla yaklaşık 10 yıldır ekranlarda maganizel izlentiler yapan ve sunan bir medyacı. Bugüne kadar yaptığı programlar Türkiye’nin her kesimince izlenen programlar. İşinde baÅŸarılı bir medyacı buna diyecek yok. Fakat Acun’un yaptıklarından memnun olmayanlar da var. Mesela benim gibi. Acun Ilıcalı ve onun gibiler Televizyon denen icadın bize sunduÄŸu popüler kültürün adamı olabilecek nitelikteler maalesef. Zaten “Televole” gibi içi boÅŸ kültürün temel taÅŸlarından olan birisi içinde burada yazılacak iyi ÅŸeylerin sayısı elbetteki az olacaktır.
Ilıcalı’yı ilk hatırladığımda “Acun Firarda” adında bir program yapıyordu. Bu program vasıtasıyla dünyanın her tarafını gezip bizlere gezdiÄŸi ülkelerden izlenimler getirirdi. Ama ne izlenimlerdi(!). GittiÄŸi ülkelerdeki ilk iÅŸi sahillere inip yarı çıplak yada yarı ayyaÅŸ gezen insanları sanki o ülkenin kültürünün bir parçasıymış gibi göstermek en büyük marifetleri arasındaydı. Programa sahilde baÅŸlar sahilde bitirirdi. Sanki bizlere göstermek istediÄŸi bu ülkelere “seks turizmi” için gidilir havasındaydı. Programın kültürel olarak bize kattığı zerre kadar bir ayrıntı da yoktu. Bolca pazarlanmış et, dans, sapkın hayat felsefesi.
Acun beyin baÅŸarılı ve hırslı olduÄŸunu söylemiÅŸtim. Acun durmadı ve “Fear Factor”, “Survivor” gibi programları yurtdışından binlerce dolar ödeyerek Türkiye’ye getirdi ve pazarladı. Artık Acun tamamen medya adamıydı.
Büyük voleyi vurduÄŸu program “Varmısın Yokmusun” ile ekranlara adeta kabus gibi geri döndü. Türkiye’nin her yerinden kutusundan çıkacak parayla hayatının deÄŸiÅŸeceÄŸine inanan insanlar bu programa akın etti. Program Acun’un ve çevresinde pervane gibi dönenlerden baÅŸkasına maddi olarak katkısı yoktu. Gerçi bizede katkısı çoktu. Sırf bu eÄŸlenceli saatleri seyredebilmemiz için bize sunulan saatlerde bolca reklam izleyerek ülke ekonomisine de katkıda bulunduk. Her reklam binlerce liraydı ve bunların masraflarını da birileri karşılamalıydı.
Türkiye gerçeÄŸi kutuların arkasındaydı. Hayatında hiç bir emek vermeden tüm hayallerini bir kutudaki geleceÄŸine indirgeyen yarışmacıların ruh halleri ekranlarda pür dikkat izleniyordu. En çok dikkatimi çeken ise bir yarışmacı kutusundan 50 bin TL’yi açınca bile derin bir oh! çekilmesiydi. 25 yıllık emeÄŸi karşısında emekli olduÄŸunda taÅŸ çatlasa 30 bin lira para kazanacak bir memur bile 50 bin liralık kutunun açılmasına derin bir oh! çekebiliyordu. Bu ne yaman bir çeliÅŸkiydi böyle.
Neyse gel zaman git zaman derken Acun bey karşımıza yeni bir programla geldi.  “Yetenek sizsiniz Türkiye”. Türkiye’nin her yerinden bedensel becerilerini, hünerlerini göstermek adına toplanan insanlar yine yeni bir hayalin peÅŸinde koÅŸuyorlar. Benim dikkatimi çeken taraf yarışmacıların hünerleri deÄŸil. Programların gerçekleÅŸtirildiÄŸi mekanlar. Evet biz oraya bilim yuvası, akademi diyoruz. Elbetteki bilimin yanında eÄŸlence de olacak. Ama gençler adeta birbirlerini eziyorlar o ortamda bulunmak için. GeçtiÄŸimiz günlerde ekranlara yansıyan neydi öyle. Üniversite öğrencileri birbirlerinin üzerine çullanıyorlar, Camları kırıyorlar, kavga ediyorlar, protesto ediyorlar. Peki neyi? Elbetteki Acun, Hülya AvÅŸar ve Ali Taran denilen daha çok Medya maymunu olmaktansa Medya maymunu imalatçısının k..çlarını izleyebilmek için birbirlerini eziyorlar.
Acun yine yaptı yapacağını. Hedefinde ÅŸimdi Üniversite gençliÄŸi varmış demek ki. Gençlerin o hallerini görünce “Yeni dünya düzencilerinin” ne kadar mutlu oldukları bir an geldi aklıma. Toplumu ÅŸekillendirecek Üniversite gençleri eÄŸlence dünyasının içerisinde ayrı dünyaların içerisinde ÅŸekillenmek bir yana yok oluyorlardı.
Bundan belki 30 yıl önce babaları bu ülke için bilinçli yada bilinçsiz doğru ya da yanlış bir şekilde ideolojileri uğruna silahlarla dans ederken yeni kuşaklar darbukanın tınılarında birbirleriyle dans ediyorlardı. Değişmeyen tek şey vardı. O günde batı için çalışıyorlardı bugünde.




